Hastalığımın adı ne? Astım mı? KOAH mı?

Bir gün 65 yaşlarındaki bir erkek hastam 3 yıldır astımlı olduğunu söyleyerek başvurdu. Öyküsünü aldıktan ve kullandığı ilaçları gördükten sonra “hastalığınız astım mı, yoksa KOAH mı?” diye sordum. Şaşkınlıkla yüzüme baktı ve “astım, KOAH ne fark eder, ikisi de aynı işte doktor hanım” diye kalenderce cevap verdi. Gerekli tetkikleri yaptıktan sonra hastalığının KOAH olduğunu, zaten kullandığı ilaçların da KOAH ilaçları olduğunu, dolayısıyla önceki doktorunun da KOAH tanısı koymuş olduğunu belirttim ve hastalığı hakkında bilgi vererek tedavisini düzenledim.

KOAH ve astım benzer belirtilerle ortaya çıkması ve tedavide her ikisi için de solunum yoluyla alınan ilaçların kullanılması nedeniyle sıklıkla hastalarımızda kafa karışıklığına yol açmaktadır. Hatta bazı hastalarımız bu iki hastalığın birbirine dönüşebileceğine inanarak “KOAH’ım vardı, şimdi astıma dönüşmüş” ya da “astımım KOAH’a çevirdi” gibi endişeli ifadeler kullanmaktadır. Konuya bir nebze açıklık getirebilmek umuduyla KOAH ve astımın benzer ve farklı yönlerine kısaca değinmek istiyorum.

Öncelikle şunları vurgulayalım:

1. Astım ve KOAH tamamen farklı iki hastalıktır.

2. Astım KOAH’a, KOAH astıma dönüşmez.

3. Ancak bu iki hastalık aynı kişide birlikte bulunabilir.

KOAH ve Astımın Benzer Özellikleri:

  1. İkisi de kronik, yangısal bir havayolu hastalığıdır.
  2. Belirtileri birbirine benzer: nefes darlığı, öksürük, hırıltı/hışıltı, göğüste tıkanıklık ve baskı hissi…
  3. Her iki hastalık da ortam havasındaki zararlı toz, duman ve gazlardan kötü etkilenir.
  4. Her iki hastalık da ciddi solunum yetersizliğine yol açarak ACİL bir durum oluşturabilir.
  5. Her iki hastalığın tedavisinde solunum yolu ile alınan  ilaçlar kullanılır. 
  6. Her iki hastalıkta da sigarayı bırakmak elzemdir.
  7. Kronik bir hastalık olmaları nedeniyle her ikisinde de sürekli ilaç kullanımı ve düzenli doktor takibi esastır.

KOAH ve Astımın Farklı Özellikleri:

  1. KOAH hemen her zaman sigara kullanımıyla ilişkilidir, astım ise sigara kullanımı ile doğrudan ilişkili değildir. Ancak astımlı bir hastanın sigara kullanması, onu KOAH için de riskli bir konuma getirir.
  2. Astımda alerji en önemli risk faktörleri arasındadır. KOAH’ta ise alerji çoğu zaman hastalığa eşlik etmez.
  3. Astım çocukluk çağından ileri yaşa kadar herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir, KOAH ise genellikle 40 yaş üzerinde gelişir.
  4. Astımda öksürük ve nefes darlığı ataklar ya da nöbetler halinde ortaya çıkar; atak haricinde hasta genellikle rahattır. KOAH’ta ise öksürük ve nefes darlığı süreklidir ve ilerleyici bir özellik gösterir.
  5. Solunum yolu ile alınan ilaçlar biçim olarak benzerlik gösterse de her iki hastalık için tercih edilen ilaçların içerikleri farklıdır.
  6. Astım, düzenli ilaç kullanımı ile tamamen kontrol altına alınabilir. KOAH’ta ise tam kontrol mümkün değildir, fakat tedavi ile kısmi rahatlama sağlanabilir.

Evet, şimdi tekrar soruyorum: hastalığınız astım mı? KOAH mı? Siz de doktorunuza sorun, öğrenin, rahat edin…

 

Hasta-Hekim İletişimi ve İş-birliği

İletişimin çok kolay ve çok yaygın olduğu bir çağda yaşıyoruz. Cep telefonları, mesajlar, elektronik posta, görüntülü görüşmeler, sosyal medya vb. birçok kanaldan birbirimizden haberdar olmak artık son derece sıradanlaştı. Tüm bu baş döndürücü trafiğin içinde giderek zayıflayan bir alan var ki, hasta-hekim iletişiminde en önemli paydayı oluşturmakta: yüz-yüze iletişim. Yüz-yüze iletişimin en önemli unsurlarından biri kendini iyi ifade etmekse, diğeri de iyi bir dinleyici olmaktır.

İlk karşılaşma
Daha önce tanışmayan kişilerin ilk karşılaşmalarında birbirlerine karşı herhangi bir güven beslemeleri beklenmez. Ancak hastanın bir hekime ilk müracaatı ile birlikte aralarında yazılı olmayan bir sözleşme imzalanmış varsayılır. Bu sözleşme ile hasta hekime rahatsızlığı ile ilgili durumları, daha önce yapılan tetkik ve varsa tedavileri, herhangi bir şekilde gizlemeden anlatacağına söz verirken; hekim de hastasını can kulağıyla dinleyeceğine, hastanın özel bilgilerini sır olarak saklayacağına, tüm bilgi birikimi ve deneyimini hastasının hizmetine sunacağına ve rahatsızlığın çözümü için gerekenleri yapacağına dair söz vermiş olur. Dolayısıyla hasta-hekim iletişimi daha en başından itibaren karşılıklı güvene dayanır/dayanmalıdır. Güven ortamının sağlanamadığı durumlarda hekimin görevini layıkıyla yapması da, hastanın en mahrem bilgilerini rahatlıkla paylaşması da mümkün değildir.

Tıbbi Öykünün Alınması
Hekim, hastasının rahatsızlığını teşhis edebilmek için muayene öncesi hastanın yakınmaları, süresi, hangi durumlarla ilişkili olduğu, daha önce yapılan tetkik ve tedavilerle ilgili bir dizi soru sorar. Ayrıca daha önce geçirdiği hastalıklar, ameliyat ve travmalar, kullandığı ve kullanmakta olduğu ilaçlar, alışkanlıkları, mesleği, ailesinde ve yakınlarında önemli bir hastalık olup olmadığı, hatta bazen daha önce yaşadığı şehirler ve daha önce yaptığı işler sorgulanır. Bu süreç, tıp dilinde “anamnez” olarak adlandırılır. Anamnez alınırken hekim hastasını dikkatle dinlemeli, hastanın önemle vurguladığı sorunlara yoğunlaşmalı, gereken notları almalı; ama asla yargılayıcı ve buyurgan bir tavır içine girmemelidir. Hasta tarafından yadırganabilecek soruları sormadan önce açıklayıcı bir bilgi vermeli ve hastanın rahatsızlığı ile ne gibi bir bağlantısı olabileceğini belirtmelidir. Hasta da kendisine yöneltilen sorulara sıkılmadan yanıt vermeli, içinde bulunduğu durumla ilgisiz gibi gördüğü sorularda hekiminden bunu açıklamasını çekinmeden isteyebilmelidir. Anamnez aşamasında hasta kendini iyi ifade etmeli, hekim de çok iyi bir dinleyici olmalıdır. Hekim hastasına yeterince süre ayırabilmeli, ortam sakin ve sessiz olmalı, üçüncü şahısların sürece dahil olmaları olabildiğince önlenmelidir.

Süre
Anamnez ve fizik muayene için yeterli süre hastadan hastaya değişmekle birlikte, hekimin ilk kez karşılaştığı bir hasta için en az 15-20 dakika olmalıdır. Kronik bir hastalığın varlığında ya da uzun süredir çözümlenememiş durumlarda bu süre 1 saate kadar da uzayabilir. Ancak ne yazık ki kamu hastanelerinde 5 dakikada bir randevu verme zorunluluğu, teşhis için altın değerindeki bu kısacık süreyi en iyi şekilde değerlendirmeyi gerektirmektedir. Hekim, süratle yukarıda uzun uzun anlattığımız sorgulamayı tamamlamak ve hastasını muayene etmek, bilgisayar sisteminde kayıt tutmak, tetkikleri istemek zorundadır. Bu durum iletişimde ciddi problemlere yol açar/açmaktadır. Bu nedenle, kamu hastanelerine başvuran hastalarımızın rahatsızlıklarını en kısa ve net bir şekilde ifade edebilmek için hazırlık yapmaları, önceki tetkik ve tedavileri ile ilgili belgeleri elde hazır bulundurmaları zamanın iyi kullanılması açısından önemli olacaktır. Her türlü hastalığın tedavisi için doğru bir teşhis şarttır, doğru teşhise ulaşmanın yolu da iyi bir anamnez sürecinden geçmektedir.

Hasta-hekim İş-birliği
Şunu asla unutmamalıdır ki, hasta ile hekim birbirlerine karşı taraflarda değil aynı tarafta yer almaktadır. Çünkü her ikisi de mevcut hastalıkla mücadele etmektedir. Dolayısıyla hastanın hekime ilk müracaatıyla birlikte, aralarında bir iş-birliği kurulmaya başlar/başlamalıdır. Hasta-hekim iş-birliği, özellikle kronik (uzun süreli) hastalıklarda son derece önem taşımaktadır. Astım, KOAH, diyabetes mellitus (şeker hastalığı), kalp ve böbrek yetmezliği gibi hastalıklarda hastanın hastalık hakkında bilgilendirilmesi, acil durumlara karşı hazırlıklı olması, hastalığın farklı belirti ve bulguları konusunda farkındalığının artırılması, kullandığı ilaçlar ve yan etkilerini anlaması hekim tarafından sağlanmalıdır. Bu aşamada da hekim kendini çok iyi ifade etmeli, hasta da çok iyi bir dinleyici olmalıdır. Hasta, kafasına takılan soruları ve hastalığı ile ilgili yaşadığı sorunları hekimine çekinmeden sormalıdır. İyi kurulmuş bir iş-birliği hastanın kronik hastalığıyla birlikte yaşamayı öğrenmesini sağlar, bu da yaşam kalitesini artırır.

Özetle, hasta ve hekim arasında iyi bir iletişim ve iş-birliğinin sağlanması, her ikisinin de bu konuda çaba göstermesine bağlıdır. Önyargılardan uzak, açık, net ve anlaşılır olmak kadar karşılıklı anlayış da son derece önemlidir.

Sağlıklı günler dileğiyle…

MERHABA!

MERHABA

Web sitemin açılışı ile birlikte, çeşitli konuları gözden geçireceğim yazılarıma da başlıyorum. Bu ilk yazımda hasta hak ve sorumluluklarına kısaca değinmek istiyorum.

Hasta hakları, son yıllarda öne çıkan konulardan biridir. Her hastane ve sağlık kuruluşunda hasta haklarını maddeler halinde sıralayan görseller bulunmakta, sağlık kuruluşlarına başvuranlar hakları konusunda aydınlatılmaktadır.  T.C. Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Hasta Hakları Yönetmeliği” (http://www.getatportal.saglik.gov.tr/TR,8468/hasta-haklari-yonetmeligi.html) en son 26.02.2016 tarihinde güncellenmiştir. Bu yönetmelikte hasta hakları, hekimini seçme hakkından tedaviyi reddetme hakkına kadar çok geniş bir çerçevede ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Hasta olan ya da hastası olan herkesin bu yönetmelik hükümlerini okumalarını öneriyorum. Çünkü satır aralarında bilmediğiniz, farkında olmadığınız haklarınız bulunmaktadır.

Toplumsal yaşam içinde her türlü hak, sorumlulukla birlikte söz konusudur. Yani sorumluluklarını yerine getirmeyen birey haklarından da vazgeçmiş olmayı baştan kabullenmelidir. Haklarının farkında olan hasta ve hasta yakınları da sorumluluklarını bilmek zorundadır. Bu konu, genellikle es geçildiği için adı geçen yönetmeliğin 42/A maddesinde sıralanmış olan “hastanın uyması gereken kuralları” maddeler halinde olduğu gibi nakletmek istiyorum.

“Hasta sağlık hizmeti alırken aşağıdaki kurallara uyar:

  1. Başvurduğu sağlık kurum ve kuruluşunun kural ve uygulamalarına uygun davranır ve katılımcı bir yaklaşımla teşhis ve tedavi ekibinin bir parçası olduğu bilinciyle hareket eder.
  2. Yakınmalarını, daha önce geçirdiği hastalıkları, gördüğü tedavileri ve tıbbi müdahaleleri, eğer varsa halen kullandığı ilaçları ve sağlığıyla ilgili bilgileri mümkün olduğunca eksiksiz ve doğru olarak verir.
  3. Hekim tarafından belirlenen sürelerde kontrole gelmeli ve tedavisinin gidişatı hakkında geri bildirimlerde bulunur.

4. Randevu tarih ve saatine uyar ve değişiklikleri ilgili yere bildirir.

5. İlgili mevzuata göre öncelik tanınan hastalar ile diğer hastaların ve personelin haklarına saygı gösterir.

6. Personele sözlü ve fiziki saldırıya yönelik davranışlarda bulunmaz.

7.  Haklarının ihlal edildiğini düşündüğünde veya sorun yaşadığında hasta iletişim birimine başvurur.”

Sağlıklı bir toplum, haklarının ve sorumluluklarının bilincinde olan sağlıklı bireylerden oluşur.

Bir sonraki yazımda “hasta-hekim iletişimi ve işbirliği” konusuna değineceğim.

Sağlıklı günler dileğiyle…